Mariposa

San Francisco’ daki 3. günümüzde internetten gitmeden satın aldığım “Yosemite National Park and Giant Sequoias Trip” turuna katıldım. Yosemite Ulusal Parkı’ nı instagramda takip ettiğim bazı fotoğrafçıların paylaşımlarından keşfetmiş ve notlarıma eklemiştim. San Francisco gezisi netleşince internetten ulaşım detaylarını araştırırken tur ile gitmeye karar verdim. Tek başına araba kiralayıp gitmem benim gibi yolları karıştıran biri için biraz riskli olacaktı. Eğer sizler ayarlayabilirseniz parkta konaklayacak şekilde en az 2 günlük bir gezi planı yaparsanız daha çok yer keşfedebilirsiniz.

Sabah 6 civarında tur otobüsü beni otelden aldı. Otobüs diyorum ama okul servislerinden biraz büyük bir araç ile ulaşımı sağladık. Üniversite öğrencisi olduğunu düşündüğüm bir çocuk hem rehberimiz hem de şoförümüzdü. Tura katılacakları otellerinden aldıktan sonra yola çıktık. Parka, San Franscisco’ dan yaklaşık 4 saatlik yolculukla ulaşabiliyorsunuz. Yolu yarıladığımızda Ralphs ismindeki büyük bir markette 20 dakikalık bir mola verdik. Markette kuruyemiş reyonundaki Kaliforniya bademlerinden bolca almanızı tavsiye ederim. Türkiye’ de fiyatları çok yüksek olan Macadamia fındığı ile Brezilya fındığı fiyatları da son derece uygun. Ayrıca ekmek reyonundaki ekmekleri de çok lezzetli. Tabi bir de Kaliforniya’ da çilek tarlalarının ne kadar çok olduğunu göze alırsak çilek almadan da çıkmamalısınız.

Mola sonrası yolumuza devam ettik. Bir süre sonra Kaliforniya tarihindeki en büyük 3. yangın olan RIM yangını alanında durduk. 17 Ağustos 2013 tarihinde Sierra dağları bölgesinde çıkan bu yangın o kadar büyük bir yangınmış ki 9 haftada ancak kontrol altına alınabilmiş. Yangının bilançosu ne yazıkki çok üzücü ve ağır 😦 Yangın nedeniyle tahrip olan alanın, Chicago kentinin kapladığı alana denk geldiği söyleniyor. Biz insanlar doğaya zarar vermeyi ne zaman bırakacağız?

Yaklaşık yarım saat sonra Tuolumne Grove alanına giriş yaptık. Burası Giant Sequoia (Mamut Ağacı, Dev Sekoya) ağaçlarının bulunduğu bir orman. 80-90 metreye kadar büyüyebilen bu ağaçların çapı 6-8 metreyi bulabiliyor. Mis gibi temiz havanın olduğu bu güzel ormanda yaklaşık 1 saat geçirdik. Turdakilerle birlikte keyifli bir yürüyüş yaptık. Ağaçların bazıları o kadar büyük ki kendinizi ufacık hissediyorsunuz.

Ormandan ayrılıp yaklaşık 1 saat daha gittikten sonra sonunda Yosemite Ulusal Parkı‘ na ulaştık. UNESCO Dünya Mirasları listesindeki park, Sierra Nevada sıradağlarının batısında bulunuyor. Parkta kamp yapabileceğiniz gibi aynı zamanda konaklayabileceğiniz oteller de bulunuyor. Parka ulaştığımızda ilk olarak Yosemite Vadisi’ ni görebileceğiniz Tunnel View noktasına gittik. Tek kelime ile nefes kesici güzellikteydi. Burada Yosemite Vadisi’ nin en bilindik yerleri El Capitan, Horsetail Fall ve Half Dome’ u görebiliyorsunuz. Horsetail Fall özellikle Şubat ayında batan güneş ışığını yansıttığı için adeta akan bir ateş görünümüne bürünüyor. İnternetten gördüğüm fotoğraflar oldukça etkileyiciydi. Tabi bizim ziyaret ettiğimiz dönemde şelale kurumuştu.

Vadiye uzaktan baktıktan sonra Bridalveil Fall (Gelintülü Şelalesi)’ u daha yakından görebileceğimiz bir noktaya ulaştık. Kışın çok yağış olmaması, sıcak ve kurak geçen bir yaz nedeniyle şelale neredeyse kurumuş. Yine de güzel bir manzara vardı.

IMG_7183

Sentinel Köprüsü’ ne vardığımızda doğanın güzelliği karşısında kalbimin hızlı hızlı çarptığını hissettim. O kadar güzel bir manzara vardı ki çok heyecanlanmıştım. Sentinel Köprüsü Half Dome’ u Merced nehri ile birlikte en güzel görebileceğiniz yer. Köprüyü geçtikten sonra park alanında inip 45 dakikalık öğle yemeği molası verildi. Bu kadar güzel bir doğayı keşfetmek varken yemek kimin umrunda olur ki 🙂 Parkta sizi gezilecek önemli yerlere götüren ücretsiz servisler bulunuyor. Sentinel köprüsünden Yosemite şelalesine giden servise bindim. Şelale yine sıcaktan ve kuraklıktan neredeyse kurumuştu. Biraz fotoğraf çektikten sonra tekrar buluşma noktamız olan park alanına geri döndük.

Turdaki yolcuların bazıları geceyi parkta geçirecekleri için turdan ayrıldılar. Burada aramıza dönmek için yeni katılan yolcular da oldu. Turun son seyir noktası olan El Capitan Meadow bölgesine gittik. Burası bir tarafta El Capitan diğer tarafta da Cathedral Rocks’ı görebileceğiniz yeşillik bir alan. Kayaların yüksekliği, yapısı ve manzara inanılmaz güzellikte. Ben görmeyi başaramadım ama El Capitan’ a tırmananları da izleyebilirsiniz.

Ne yazık ki günün sonuna gelmiştik ve bu güzel parktan ayrılmamız gerekiyordu. Siz de zaman planınıza göre parka tur ile katılabilirsiniz ama vaktiniz bolsa araba kiralayıp konaklayın bu güzel parkta. Sabah yürüyüşe çıkıp mis gibi havayı soluyun. Güzel manzaranın karşısına geçip oturun ve hem kendinizi hem doğayı dinleyin. Nehir kenarına gidin, suya yansıyan manzarayı seyredin.

Dönüş yolumuz uzundu. Yolda yine aynı markette mola verip San Francisco’ ya vardık. Tur rehberimiz bize küçük bir sürpriz de yaptı. San Francisco gece manzarasının en iyi izlenebildiği noktada ufak bir mola verdik. Çok fazla rüzgar olduğu için tripodumu kullanamadım ama buraya gece manzarası çekmek için tekrar gelecektim 🙂

Fotoğraf Galerisi

Monterey

Monterey – Carmel turunu seyahatimize 1 hafta kala bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine inceleme fırsatım oldu. Planda birkaç güncelleme yaparak tam günlük bu turu listeme ekleyip gitmeden Gray Line firmasından satın aldım. Turun düzenlendiği sabah 8 buçuk civarında otelden alınıp Fisherman’ s Wharf’ a giderek buradan tura esas katılacağımız aracımıza bindik.

1 saat sonra “Pescadero State Beach”de  15 dakikalık bir mola vermek üzere durduk. Tabi ben 15 dakikayı 50 dakika anladığım için yoldan sahile inip molayı fotoğraf çekerek değerlendirdim. Yaklaşık yarım saat geçtikten sonra tur aracımıza yürürken tur rehberi ve şoförün endişeli gözlerle bana bakıp saati işaret ettiğini görünce başta anlamadım çünkü 50 dakikalık sürenin sadece yarım saatini kullanmıştım diye düşünürken birden 15 dakikayı 50 dakika anlamış olma ihtimalim aklıma geldi. O anda başımdan aşağı kaynar sular döküldüğünü hissettim desem durumu abartmam sanırım. Kendilerinden ve tüm tura katılanlardan özür dileyerek durumu açıkladım. Onların yerinde ben olsaydım sanırım kızardım. Gerçekten çok anlayışla karşıladılar ve dert etmediler.

Yaklaşık 1 saat sonra “Moss Landing” de deniz aslanlarını görmek için 5 dakikalık kısa bir fotoğraf molası verdik. Tur rehberimiz de süreyi bana ayrıca hatırlatıp takılmaya başladı.

IMG_6693

Molamızın ardından yarım saat daha gittikten sonra Monterey’ e ulaştık. Hem öğle yemeği yemek hem de etrafı dolaşmak için 1.5 saatlik bir zamanımız vardı. Monterey keyifli bir sahil kasabası. Cannery Row en ünlü caddesi. Burada hediyelik eşya satan dükkanlar, yemek yiyebileceğiniz restoran ve kafeler, konaklayabileceğiniz oteller yer alıyor. Ben yemek için “Fish Hopper Seafood&Steaks” i tercih ettim. “Bubba Gump Shrimp” de diğer bir alternatif. Forest Gump filminden etkilenerek ilk şubesi Monterey’ de açılmış. Restoranın önündeki bankta oturup filmdeki bank sahnesinin bir benzerini fotoğraflayabilirsiniz. Yemek sonrası Ghirerdalli’ de dondurma molası verip Cannery Row’ da yürüyüş yapabilir veya iskelesinden martıları izleyebilirsiniz. Monterey akvaryumunu dolaşmadım ama ilginizi çeker ise turu satın alırken akvaryum gezisini de dahil edebilirsiniz.

Bu bölgedeki en güzel otel körfez manzarasına tamamen hakim konumdaki Green Gables Inn oteli. Eğer konaklamayı düşünürseniz incelemenizi öneririm.

IMG_6817

Monterey gezisinin en keyifli kısmı “Coastal 17­-Mile Drive”. Pebble Beach ve Pacific Grove arasında uzanan bu yol boyunca Kaliforniya sahillerinin inanılmaz güzelliklerine şahit olacaksınız. Yolda giderken ilk fotoğraf molasını Bird Rock’ ta verdik. Cypress Point Rock ise ikinci mola yerimiz oldu.

Gezimizin son durağı Carmel’ e ulaştığımızda yaklaşık 1 saatlik serbest zamanımız vardı. Carmel birbirinden güzel evleri ile sessiz, sakin ve huzurlu bir kasaba. Bir ev kiralayıp bütün bir yazı bu huzurlu kasabada geçirebilir insan. Bir süre sokaklarında dolaşıp evlerin hayranlıkla fotoğraflarını çektikten sonra Carmel kumsalında biraz vakit geçirdim.

Bu bölgelerde daha rahat gezip vakit geçirmek için araba kiralayarak gezmeyi tercih edebilirsiniz. Ben gidemedim ama Big Sur da görülmesi gereken bir yer. Hatta gezinizi Los Angeles’ a kadar uzatacak olursanız araba ile belli yerlerde konaklayarak gezmeniz çok daha keyifli olacaktır.

Carmel sonrası San Francisco’ ya dönmek üzere yola çıktık. Gezinin Pazar gününe denk gelmesi nedeniyle otobanda trafik yoğundu. Çok güzel bir gün geçirmiştik, trafiğin yoğunluğu bile canımızı sıkmıyordu.

Akşam 9 gibi otele vardıktan sonra eşimle buluşup akşam yemeği için klasik mekanımız Cheesecake Factory’ e giderek günü sonlandırdık.

Fotoğraf Galerisi

San Francisco

San Francisco bana göre Amerika’ daki en yaşanabilir yer,  ilk gittiğim günden beri de en sevdiğim şehir. Kalbimin bir parçası hep San Francisco’ da. San Francisco bir parça İstanbul’ u da anımsatıyor bana. Kibar, saygılı ve güleryüzlü insanların şehri. San Francisco’ ya sadece 2 kere gitmeme rağmen beni kendine bu kadar hayran bıraktı. Aşağıda 2010 ve 2014 yıllarında gerçekleştirdiğim gezinin detaylarını ayrı başlıklar ile paylaştım.

San Francisco Gezisi, 2010

San Francisco’ ya ilk kez 2010 Ekim ayında Oracle Open World konferansına katılmak için gitmiştim. Lufthansa havayolları ile Frankfurt aktarmalı olarak San Francisco’ ya ulaştığımda uzun bir pasaport kontrol sırası beni bekliyordu. Kontrolden geçtikten sonra otele ulaşıp şehri keşfetmek için sabırsızlanıyordum. Konferans için rezervasyonum Palace Hotel’ e yapılmıştı. Otel Union Square’ e 7-8 dakika yürüme mesafesinde çok temiz ve şık bir otel. Eşyalarımı otele bırakıp şehri keşfetmek için dışarı çıktım.

Union Square’ e yakın olduğum için ilk olarak buraya gittim. Union Square ufak bir meydan. Etrafında Saks Fifth Avenue, Neiman Marcus gibi lüx mağaza zincirlerinin yanında Macy’s, Victoria’ s Secret, Nike gibi mağazalar da yer alıyor. Şehri üstü açık otobüsler ile dolaşmak isterseniz Macy’ s mağazasının karşısından tüm firmaların otobüsleri kalkıyor.  Market caddesine çıkıp biraz dolaştıktan sonra San Francisco’ nun ünlü Cable Car’ ına binerek  (İstiklal caddesindeki nostaljik tramvayın bir benzeri) son durak Fisherman’ s Wharf’ ta indim. Fisherman’ s Wharf çeşitli caz barlarının olduğu, sokakta çeşitli gösteri ve müzik etkinliklerinin düzenlendiği çok hareketli bir bölge. Özellikle deniz ürünleri çeşitlerini tadabileceğiniz kafe ve restoranlar yoğunlukta.  Biraz ileride ünlü Ghirardelli Square yer alıyor. Çeşitli dükkanların bulunduğu açık hava pasajında yer alan çikolatacıda çikolata dışında dondurma, dondurmalı içecekler, kahve çeşitleri de bulunuyor. Ayrıca paket çikolatalarının dışında el yapımı cevizli çikolata yapılan bir bölüm var. Bu bölümü es geçmeyin ve mutlaka cevizli el yapımı çikolatasından alın. Sonrasında Çin mahallesine uğrayıp dinlenmek için otele geri döndüm.

Ertesi gün sabah erken kalkmayı planlamıştım ama yorgunluktan saati duymamışım. 9 civarında uyanıp şehir turu yapan otobüslere bilet almak için otelin yakınından kalkan F hattına binerek Fisherman’ s Wharf’ a gittim. Şehri hızlı gezmek için üstü açık tur otobüsleri avantajlı oluyor. İstediğiniz yerde inip tekrar binebiliyorsunuz. Kalacağınız süreye göre biletinizi alabilirsiniz. Otobüsler şehrin görülmesi gereken tüm noktalarında durup inmenize olanak sağlıyor. Golden Gate Köprüsü, Golden Gate Parkı, Painted Ladies, Lombard Yokuşu bölgelerini gezip öğlen Pier 39’ da öğlen yemeği molası verebilirsiniz. Pier 39’ da yer alan hediyelik eşya satan dükkanlar da gezmek için ideal.

Diğer günler konferans nedeniyle vaktim kısıtlıydı. San Francisco’ nun  Büyükada’ sı Sausalito’ ya gidip biraz vakit geçirmenizi öneririm. Buraya üstü açık tur otobüsleri ile gelebileceğiniz gibi vapur ile de geçebilirsiniz.  Ben vapur ile geçtim ve güneşli havada son derece keyifli. Eşim de San Francisco’ ya geldikten sonra Alcatraz gezisini birlikte gerçekleştirdik. Biletleri gitmeyi planladığınız günden önce alırsanız iyi olur çünkü biletler tükeniyor. Golden Gate köprüsünü yürüyerek geçmek de son derece eğlenceli. Arzu ederseniz bisiklet ile de geçmeniz mümkün.  Akşam yemeklerini genellikle Union Square meydanındaki Macy’s’ in teras katında yer alan Cheese Cake Factory’ de yedik. Çok zengin bir menüsü olan restoranın fiyatları uygun, ayrıca nefis cheesecakeleri var. Son gecemizde Treasure Island’ da konferans sonunda düzenlenen etkinliğe eşime de davetiye bulup katıldık. Stadyum büyüklüğünde 4-5 farklı alanda düzenlenen konserlerin yanında eğlence parkı, yemek çadırları da yer alıyordu. Biz eğlence parkı kısmında vakit geçirdik. Yalnız hava o kadar soğuktu ki buz kestiğimi anımsıyorum. Ertesi gün San Francisco’ daki son günümüzdü ve vaktimizin çoğunu Golden Gate parkında geçirdik. Kalbimizi bu güzel şehirde San Francisco’ da bırakabilirdik artık.

Fotoğraf Galerisi

San Francisco Gezisi, 2014

San Francisco’ da İlk Gün

San Francisco’ ya ikinci gidişimizde British Airways ile Londra aktarmalı uçtuk. Bu sefer eşim konferansa katılacaktı, ben de turist olarak ilk görüşte aşık olduğum bu şehrin tadını çıkaracaktım. 1 hafta kalacağımız için bu sefer gezi planıma günübirlik turlar da ekledim.

San Francisco havaalanından şehir merkezine metro ile ulaşabiliyorsunuz. Bu sefer Union Square’ e yakın Hilton Hotel’ de kalacaktık. Metrodan çıktıktan sonra 5-10 dakikalık yürüme mesafesindeki otelimize  gitmeden önce simkart satın almak için T-Mobile’ a gittik. Bu sefer T-Mobile’ ın çekim kalitesinden memnun kalmadık. AT&T daha iyi bir kapsama alanına sahipti. Otelimize ulaşıp biraz dinlendikten sonra cheesecake’ lerini ve manzarasını çok özlediğimiz Cheesecake Factory’ e gittik. Biraz Union Square’ de dolaşıp otelimize geri dönüp dinlendik.

San Francisco’ da lkinci Gün

İkinci günü Monterey and Carmel turuna katılarak değerlendirdim. Gezi ile ilgili detaylara Monterey gezi yazısından ulaşabilirsiniz.

San Francisco’ da Üçüncü Gün

Görmeyi çok istediğim Yosemite Ulusal Parkı ve Dev Sekoya ormanları gezisine katılmak için erken kalkıp tur otobüsünü beklemeye başladım. Gezi ile ilgili detaylara Mariposa gezi yazısından ulaşabilirsiniz.

San Francisco’ da Dördüncü Gün

San Francisco’ yu bu sefer daha detaylı keşfetmek istiyordum. Sabah kahvaltı sonrasında Ocean Beach’ e giderek gezime başladım. Sahilde martılar dışında kimse yoktu, hava kapalı olsa da ılıktı. Kıyıya vuran dalgaların ve martıların sesleri birbirine karışıyordu. Kumsalda keyifli bir sabah yürüyüşü yaptıktan sonra Cliff House’ a gittim. Cliff House kayalıklar üzerinde yer alan, okyanus manzaralı  bir restoran. Terasından manzara seyredilebiliyor. Fotoğraf çekmek için de güzel bir nokta.

Cliff House terasından baktığınızda aşağıda Sutro Baths’ i göreceksiniz. 1896 yılında inşa edilmiş olan bu havuzun 1967’ de yanması sonrası günümüze  kalıntılar kalmış.Bu sahil şeridini yürüyerek takip ettiğinizde sırasıyla USS San Francisco Memorial, Lands End, Eagle Point Labyrinth ve The Holocaust Memorial sonrası Sea Cliff ismindeki semte varıyorsunuz. Semtteki evler bahçeli ve yeşillik içinde. Burada yaşayanları gerçekten çok kıskandım.

Bu semti geçince Baker Beach’ e doğru inen merdivenler göreceksiniz. Hemen kumsala inin bu merdivenlerden. Golden Gate köprüsünü keyifle izleyebileceğiniz en güzel yer burası. Kumsalda spor yapan, köpeklerini dolaştıran ve güneşlenen insanlar vardı. Yalnız gezmenin bir dezavantajı her zaman fotoğrafınızı çekecek birini bulamamanız. İşte bu zamanlar için en iyi arkadaşım tripodum 🙂 Bu seyahatte kendi fotoğrafımı çekme konusunda  oldukça ilerleme kaydettim. Baker Beach’ te 1 saate yakın zaman geçirdim. Sabahki sisler ve bulutlar dağılmış, güneş gökyüzünde ışıl ışıldı.

Baker Beach’ ten ayrılıp devam ettiğinizde merdivenler ve patika yol sizi Golden Gate Bridge Pavilion’ a çıkarıyor. Golden Gate köprüsü ve Marin Headlands manzarası harika görünüyor buradan. Üstü açık şehir turu otobüsleri bu noktada turistleri indiriyor. Buradan köprüden yürüyerek karşıya geçebileceğiniz gibi aşağıya inerek köprü ayağında yer alan Fort Point National Historic Site’ ı da gezebilirsiniz.

Burayı gezdikten sonra köprünün Marine Drive’ dan fotoğraflarını çektim. Bu yolu takip ettiğinizde sırasıyla Torpedo Wharf, Crissy Field, Crissy Field Marsh, San Francisco Maritime National Historical Park ve en sonunda Ghirardelli Square’ e ulaşıyorsunuz. Ghirardelli Square’ e yakın noktada Norman’s Ice Cream and Freezes dondurmacısı bulunuyor. Dondurmalarını çok beğendim, özellikle mangolusunu tavsiye ederim.

Dondurma molasından sonra Pier 39′ a giderek Crab House’ da hafif birşeyler atıştırıp sahil boyunca Embarcadero’ ya kadar yürüyüş yaptım. Ferry Building’ in içinde çeşitli dükkanlar bulunuyor. Burada zaman zaman organik pazar da kuruluyor. Binanın içinde yer alan Humphry Slocombe dondurmacısında ufak bir mola verdikten sonra Bay Bridge’ i fotoğrafladım.

Güneş yavaş yavaş batmaya ve gökyüzü turuncuya dönmeye başlamıştı. Bu güzel manzarayı kaçırmamak için Ghirardelli Square’ e geri dönüp Golden Gate’ i fotoğrafladım. Güneş inanılmaz güzellikte batarken gökyüzünün turuncusu Golden Gate köprüsüyle bütünleşiyordu. Güneş iyice batıp mavi saatlere geçildiği sırada Cable Car’ a binerek Union Square’ e geri döndüm.

Akşam yemeği için “Kokkari Estiatorio” Yunan restoranına rezervasyon yaptırmıştık. Amerika’ daki bu Ege mutfağının, sıcacık pita ekmeğinin ve soğuk mezelerin kendimizi bu kadar evimizde hissettireceğini düşünmemiştik.

San Francisco’ da Beşinci Gün

Sabah erken kalkıp biraz koşup Studiomix‘ e gittim. SanFrancisco’ ya gitmeden önce gidebileceğim spor salonlarını araştırmıştım. Studiomix hem otele yakın olması hem de sabah erken saatte katılabileceğim studio dersi olması nedeniyle bana daha cazip gelmişti. Günlük ücret ödeyip istediğiniz gibi salonu kullanabiliyorsunuz. Benim gün içinde gezi planlarım olduğu için kendime sabahın erken saatini ayarlamıştım. Katıldığım TRX studio dersi çok başarılıydı. Ayrıca kondisyonumun ortalamanın üzerinde olduğunu görmem de beni çok motive etti 🙂 Salonda havlu, duş ve eşyalarınızı kilitleyebileceğiniz dolaplar mevcut. Ben yine de otele dönüp duş almayı tercih ettim.

Artık o günkü gezime başlayabilirdim. Önce üstü açık otobüsler ile şehir turu yapacaktım. O nedenle Union Square’ e gidip otobüsleri bekledim. Şehrin zaten büyük bir bölümünü bir gün önce yürüyerek gezdiğim için bugüne daha az tempolu bir plan yapmıştım. Öğleden sonra da eşimle Pier 39′ da buluşacaktık. “Downtown Tour”una  katılıp rotadaki yerleri gezdikten sonra Union Square’ den Cable Card’ a binerek Pier 39′ a gittim.

Eşimle buluştuktan sonra Golden Gate&Sausalito tour’a katılmak için Fisherman’ s Wharf’ tan tur otobüsüne bindik. Golden Gate köprüsünde inip köprüyü yürüyerek geçtik. Hava yine çok güzel ve bol güneşliydi. San Francisco’ ya giderseniz Golden Gate köprüsünü yürüyerek geçmeden sakın dönmeyin. Köprüyü geçtikten sonra hop on hop off otobüs durağından Sausalito’ ya götürecek otobüse bindik. San Francisco’ ya ilk geldiğimde de Sausalito’ ya gitmiştim ve Büyükada’ ya benzetmiştim, hala da benzetiyorum. İlk gelişimde çok detaylı gezdiğim için bu sefer çok gezmedik.  Biraz vakit geçirdikten sonra Pier 43′ e gidip Bridge to Bridge Cruise‘ a katılmak için biletlerimizi aldık. Yaklaşık 1.5 saat süren bu tura da mutlaka katılmalısınız.

Turu tamamladıktan sonra tekrar Union Square’ e dönüp bu sefer San Francisco gece turuna katıldık. Tur sonrası akşam yemeğimizi Pier 39′ daki Fog Harbor Fish House’ da yedik. Restoran’ da sunulan ekmekler çok lezzetli. Balıklar da taze ve damak tadımıza uygun. Porsiyonlar bitiremeyeceğiniz büyüklükte değil.

Günü sonlandırmadan çantamı düzenlerken farkettim ki kredi kartımı restoranda unutmuşum. Telefon edip kontrol ettirdim, kartımı gerçekten orada unutmuşum. Neyseki güvenli bir yerde unutmuşum, özellikle Amerika’ da kart kopyalama olayları çok fazla oluyor. Eğer çok güvenli olmayan bir yerde unutmuş olsa idim can sıkıcı şeyler olabilirdi. Henüz vaktimiz olduğu için taksiyle restorana gidip kartımı aldım. Daha önce böyle bir hata hiç yapmamıştım kendime çok kızdım ama yapacak bir şey yok. Bazen oluyor böyle şeyler. Kartımı her ihtimale karşı  internetten alışverişe kapattırdım. Günü böylece ufak bir macera ile sonlandırmış olduk.

Fotoğraf Galerisi

San Francisco’ da Son Gün

Son gün yine Cable Car’ a binip Lombard yokuşunda indim. Lombard yokuşu dar, labirent gibi, arabaların zar zor inebildikleri kısa bir yokuş. Çiçeklerle süslenmiş olması yokuşa aşağıdan baktığınızda güzel bir görünüm katıyor. Lombard yokuşundan sonra 10 dakika mesafedeki Little Italy’ i gezdim. Little Italy’ den sahile doğru düz devam ederseniz Coit Tower’ ı göreceksiniz. Coit Tower San Francisco’ yu panaromik olarak izleyebileceğiniz bir kule. Coit Tower’ a giriş ücretsiz ancak yukarı çıkacaksanız belli bir ücret ödüyorsunuz. Zaten yukarı çıkmazsanız kuleye gitmenin bir anlamı olmaz. Sanırım 5 dolar gibi bir ücreti vardı.

Sahile inerek F hattına binip Golden Gate parkına geçtim. Golden Gate parkı çok büyük bir park. Her yerini yürüyerek dolaşmak için daha uzun bir zamana ihtiyaç var. 1.5 saat kadar parkta vakit geçirdikten sonra otobüse binip Alamo Square ve San Francisco’ nun simgelerinden Painted Ladies’ i görmeye gittim. Painted Ladies,  Viktorya stilinde, yapının mimari özellikleri ön plana çıkacak şekilde boyanmış, yanyana dizili evlere verilen bir isim. Evler o kadar güzel görünüyor ki karşılarına geçip bir süre izlemek istiyorsunuz. Alamo Square de çok sakin ve dinlendirici bir yer. Painted Ladies’ e doğru çimlerde oturup vakit geçirmenizi öneririm.

Burada biraz dolaştıktan sonra Mission Dolares Park’ a gittim ama ne yazık ki park tadilattaydı. Parkın karşı köşesinde “Bi-rite Creamery” isminde meşhur bir dondurmacı var. Burada dondurma molası verip biraz dinlendikten sonra Castro’ ya doğru yürüdüm. Castro eşcinsellerin yoğun olarak yaşadıkları bir semt. Yürürken birçok eşcinsellerin gittiği kafe ve bar görebiliyorsunuz.

Market caddesinin başına geldiğimde F hattına binip 5. caddede indim. Burada Westfield San Francisco Center alışveriş merkezini gezdim. Ufak bir alışveriş merkezi olsa da birçok mağaza bulunuyor. Yol üzerinde Apple Store’ a uğrayıp Union Square’ e geçerek San Francisco gece turuna katıldık. Bu tur bir önceki akşam gittiğimiz turdan farklı olarak Golden Gate ve Bay köprülerini gece fotoğraflayabilmemizi sağlıyordu. Önce Golden Gate köprüsüne gittik. Fotoğraf molası sonrası Bay Bridge’ i karşı yakadan fotoğraflayabileceğimiz yerde mola verdik. San Francisco gece de büyüleyici görünüyordu.

Gece turu sonrası Union Square’ e geri dönüp son akşamımızı Cheesecake Factory’ de geçirdik. San Francisco’ daki son gecemizde otelimize dönerken aklımızda yine Scott Mc Kenzie’ nin o şarkısı vardı.

If you’re going to San Francisco
Be sure to wear some flowers in your hair
If you’re going to San Francisco
You’re gonna meet some gentle people there

San Francisco sokaklarında şarkıyı söylerken sesimiz şehre karıştı, şehir de bize…

Fotoğraf Galerisi