Seoraksan Ulusal Parkı

Nami adasından ayrılıp yemek yedikten sonra bir süre daha yolculuğumuz devam edip Seoraksan Ulusal Parkı’ na ulaştık. Park ismini Seorak dağından almakta. Seol “kar”, ak da “büyük dağ” anlamına geliyormuş. Kar uzun süre erimezmiş buralarda. Park Sokcho, Inje, Goseong and Yangyang ismindeki 4 şehre yayılmış büyük bir park. Tüm bölgeyi yarım gün gibi bir sürede dolaşmak elbette mümkün değil.

Tur kapsamımızda olan bölgeleri yavaş yavaş dolaşmaya başladık. İlk olarak Gwongeumsung kalesine gideceğimiz için teleferiğe binmemiz gerekiyordu. Biletlerimizi tur rehberi aldıktan sonra sıraya girdik. Tatil olması nedeniyle trafikteki yoğunluk burada da devam ediyordu. Bir süre bekledikten sonra teleferiğe binip yavaş yavaş yükselmeye başladık. Yükseldikçe manzara da giderek güzelleşiyordu. Teleferikten indikten sonra seyir terasına çıkıyorsunuz. Buradan da dağlar ve manzara oldukça etkileyici.

Eğer kaleye gidecekseniz merdivenlerle çıkabileceğiniz bir yol bulunuyor. Bu yolun sonunda müthiş bir manzara var. Gwongeumsung kalesinin Goryeo periyodunun 23. kralı Gojong tarafından savaşı önlemek amacıyla inşa edildiği düşünülmekte. Kalenin bulunduğu bölgedeki kayalar inanılmaz güzellikte. Gerçi kale diyorum ama hayal ettiğiniz veya bildiğimiz gibi bir bina, kalıntı yok. Dağın kalıntılarından, kayalardan meydana gelen bir yer. Buradan en tepeye çıkmak biraz zor. Yer kaygan. Elimde fotoğraf makinesi ile bir noktaya kadar tırmanabildim ancak giderek dikleştiği için tepeye ulaşmadan vazgeçip indim. Sanırım en tepeye çıktığınızda kalenin duvarlarından kalan bir kalıntıyı da görebiliyormuşsunuz.  Gerçi gördüğüm bu manzara bile yetmişti. Böyle bir doğa harikasının içinde olmak bile çok keyifli.

Parkta ayrıca farklı yürüyüş parkurları bulunuyor. Eğer kendiniz giderseniz bu yürüyüş parkurlarını deneyebilirsiniz. Biz tekrar seyir terasına dönüp teleferiğe bindik. Sırada Shinhung Tapınağı vardı. Jogye tarikatının merkezi olan bu tapınak 653 yılında inşa edilmiş. Tapınağın dünyanın en eski Zen tapınağı olduğu düşünülüyor.

Tapınağın girişinde bulunan 108 tonluk bronz Buda heykeli oldukça ihtişamlı. Tapınağın bulunduğu yerden de dağların manzarası büyüleyici olduğu için burada biraz fotoğraf çektim. Tapınağa giden yoldan devam ettiğinizde Hyeonsugyo köprüsünden geçeceksiniz. Köprüden sonra tapınağın girişini geçtiğinizde tam karşınızda “Gate Guardian Deva Kings” girişini göreceksiniz. Buradaki kral figürleri tanrıyı temsil ediyor. Bojero pavilionu, Sinheungsa ana tapınak binası göreceğiniz diğer bölümler. Shinhung Tapınağı gerek bulunduğu doğa ortamı gerekse yapının eski olması ve etkileyiciliği nedeniyle görmenizi önereceğim bir tapınak.

Tapınak ziyareti sonrası yavaş yavaş çıkış kapısına doğru ilerlemeye başladık. Yolumuzun üzerinde gördüğümüz köprülerde, ufak derelerde fotoğraf molası verdik. Uzun bir yolumuz vardı, trafik de çok iyi sayılmazdı. Biz de vaktimizi uyuyup dinleyerek değerlendirdik 🙂

Fotoğraf Galerisi

Nami Adası

Seul’ deki 3. günümüzde Güney Kore’ ye gitmeden internetten satın aldığımız tur ile Nami adası ve Seoraksan Milli Parkı gezisine katıldık. Turda sadece biz olduğumuz için özel araç ile sabah erkenden otelimizden alındık. Turu 1 Mayıs’ a denk getirmek zorunda kalmıştık. Güney Kore’ de tatil olması nedeniyle yolda çok fazla trafik vardı. O nedenle planda biraz gecikme yaşadık.

Adaya küçük tekneler ile geçiliyor. Tur rehberi, arabayı park ettikten sonra tekneye binebilmemiz için biletlerimizi aldı. Hava son derece güneşli ve sıcaktı. Biraz sırada bekledikten sonra tekneye bindik ve yaklaşık 10 dakika sonra adaya vardık. Ada çok eğlenceli, renkli ve şirin bir yerdi. Her yerde değişik aktiviteler vardı. Biz gittiğimizde Güney Kore’ nin ünlü pembe dizisinin de çekimleri varmış. Rehber bu da bizim yalan rüzgarımız diye ufak bir açıklama ile dizinin kendileri için ne kadar önemli olduğunu ve herkesin çok sevdiğini anlattı. Kalabalıktan da çok sevildiğini anlamıştık. Adada özellikle çocuklara yönelik farklı aktiviteler vardı. Ben de bir çocuk sayıldığım için hepsini inceledim 🙂

 

IMG_2558Adayı gezdikten sonra tekrar tekne ile geri dönüp arabaya bindik. Seoraksan Ulusal Parkı’ na gitmeden önce yemek molası verecektik. Geleneksel Kore yemeklerini tadabileceğimiz bir yere gittik. İsmini ne yazık ki not almadım. Yemekte balığın yanında kurutulmuş balık, yosun, baharatlarla tatlandırılmış çeşitli otlar ve kimchi vardı. Kimchi biraz acı olsa da denenmesi gereken bir lezzet. Gittiğimiz yerde ayakkabılarımızı dışarıda çıkarıp sedir gibi bir yer sofrasına oturarak yemeğimizi yedik.

Yemeğimizi bitirdikten sonra tekrar yola çıktık.

Fotoğraf Galerisi