Oslo

Oslo’ da İlk Gün

Biz Norveç maceramıza Oslo’ dan başladık. İstanbul’ dan yaklaşık 3.5 saat süren bir yolculuk sonrası Oslo havaalanına ulaştık. Uçak alçalmaya başladığı andan itibaren Norveç’ in ne kadar yeşil bir ülke olduğunu görebiliyorsunuz. Bir seyahati ne kadar iyi planlarsanız planlayın kontrol edemeyeceğiniz şeylerin başında hava koşulları geliyor. Uçak alçalmaya başladığında kara bulutların arasından geçerken yine şansın benden yana olmadığını üzülerek farketmiştim.

NSB_TrenOslo havaalanından şehir merkezine ulaşım tren, otobüs veya taksi ile sağlanabiliyor. Biz treni tercih ettik. “Airport Express Train (Flytoget)” ve “NSB” olmak üzere 2 tren bulunuyor. NSB tren yaklaşık 23 dakikada şehir merkezine varırken, Ekspres tren 19 dakikada varıyor. Aradaki zaman farkı çok olmadığı için daha uygun fiyatlı olan NSB treni tercih ettik. Gidiş- dönüş aldığınızda fiyat avantajı olmadığı için tek yön 90 kron (Ekspres tren için tek yön ücreti 260 kron) ödeyerek biletimizi aldık. Biletleri makinelerden rahatlıkla alabiliyor ve kredi kartı ile ödeyebiliyorsunuz.

OsloCentralStationTren oldukça konforluydu ve kısa bir sürede “Oslo Merkez İstasyonu“na vardık. İnternet üzerinden aldığımız Geiranger fiyord gezisinin biletlerini istasyondaki NSB bilet ofisinden almamız gerekiyordu. Bunun için internetten satın aldıktan sonra size elektronik posta ile gönderilen rezervasyon numaranızın çıktısını almanız ve yanınızda bulundurmanız gerekiyor. Bu kağıdı göstererek fiyord gezinizdeki ulaşımları sağlamanız için gerekli tüm biletlerin çıktısı hazırlanıp size teslim ediliyor ve detaylar aktarılıyor. Anlamadığınız bir konu olur ise görevlilere rahatlıkla sorabilirsiniz. Hem yardımsever hem de oldukça güleryüzlüler.

İnternet erişimi herkes gibi benim için de çok önemli. Gittiğim ülkelerde interneti rahat rahat kullanabilmek için simkart almayı tercih ediyorum. Bunun için gitmeden ülkede en yaygın kullanılan operatörlerle ilgili bilgi edinip simkart planlarını inceliyorum. Gitmeden önce hem merkez istasyonda olması hem de uygun fiyat nedeniyle NetCom’ a karar vermiştim. Fiyord biletlerimizi aldıktan sonra NetCom’ a gidip simkart aldım. Ne yazıkki turistlere sundukları tek plan 1 GB’ lik data hattı. Data kullanımı bittiğinde yükleme yapabiliyorsunuz. Wi-fi olan yerler hariç 1 hafta için 1 GB yeterli geldi. Aramam gereken yakınlarımı da whatsApp üzerinden arayarak görüşmeleri de sağladım. Teknoloji böyle bir şey 🙂

Oslo merkez istasyonunda Narvesen, Joker gibi her yerde sık sık bulabileceğiniz ufak marketler yer alıyor. Otele gitmeden biraz meyve ve su alıp otelimize geçtik. Norveç’ in çok pahalı bir ülke olduğunu hatırlatmama gerek yok ama yine de harcamalarınız sonunda sürpriz yaşamamak için kabaca bir araştırma yapmanızı öneririm. 1 litrelik suya yaklaşık 8- 12 TL arasında değişen bir ücret ödemeniz gerekiyor.

Oslo’ da “Comfort Hotel Børsparken” otelinde kaldık. Otel 3 yıldızlı olmasına rağmen çok temiz ve merkezi bir lokasyondaydı. Herkesin kriterleri farklıdır, benim için önemli olan otelin temiz ve güvenilir, merkezi bir lokasyonda olması. Bunun için booking, tripadvisor gibi siteleri inceleyip yorumları okuyarak kriterlerime uygun otellerin listesini çıkarıp fiyat ve bütçeme göre bir karar veriyorum. Kaldığım oteli öneririm ancak sizin kriterlerinize uymuyor ise belirttiğim şekilde araştırma yaparak otelinizi belirleyebilirsiniz.

Otele yerleştikten sonra ben dışarı çıkıp etrafı keşfetmek için sabırsızlanıyordum ama annemin biraz dinlenmesi için ona zaman tanımalıydım. Biraz dinlendikten sonra önce Oslo opera binası ile dolaşmaya başladık.

Oslo opera binasının ilginç bir mimarisi var. Çatısına merdivenlerle çıkarak şehri kuşbakışı izlemenize olanak sağlıyor. Binanın dışı tamamen cam olduğu için eğlenceli fotoğraflar çekebilirsiniz. Gittiğimiz dönemde herhangi bir etkinlik olmadığı için binanın içini görme fırsatımız olmadı. Eğer gittiğinizde vaktiniz olur ise bir etkinliğe katılmanız keyifli olacaktır.

Opera binası sonrasında gezimize Oslo’ nun en hareketli caddesi Karl Johans Gate ile devam edecektik ancak annem biraz yorgun olduğu için onu otele bıraktım. Hava da biraz serinlediği için üzerime biraz daha kalın bir şeyler alıp şehri keşfetmeye devam ettim. Karl Johans Gate caddesi Oslo merkez istasyonunun karşısından başlayıp Royal Palace’ a kadar uzanan, üzerinde çeşitli cafeler ve alışveriş dükkanlarının yer aldığı bir cadde.

Caddeden yürümeye başlayıp daha önce gezilecek yerler listesine eklediğim yerleri sırasıyla kısa bir sürede gezmeye başladım. Oslo her ne kadar başkent olsa da yürüyerek çok rahat gezilebilen ufak bir şehir. İstanbul’ un kalabalığı ve gürültüsünden sonra burası bana ilaç gibi gelmişti. Oslo Katedrali, Oslo Üniversitesi, Ulusal Tiyatro Binası, Akershus Kalesi (Akershus Festning), Belediye Binası (City Hall), Nobel Barış Merkezi, Aker Brygge, Straden Caddesi gibi yerleri dolaşıp Aker Brygge’ de yer alan Oslo’ nun en iyi dondurmacısı Paradis Gelateria’ da ufak bir mola verdim.

İlk gün için planladığım yerleri düşündüğümden daha erken tamamlayınca son güne bıraktığımız Frogner park gezisini de ilk günden tamamlama fikrine dayanamadım. Günler uzun, yorulmadım da kim tutar beni derken yağmur başladı 🙂

FrognerParkBeni tanıyanlar bilir. Bir şeyi kafama koydu isem pek engel tanımam. Yağmura da aldırış etmeden Oslo’ nun sakin sokaklarından parka doğru yürümeye devam ettim. Yağmur giderek şiddetlense de yolu yarıladığım için dönmedim. Parka ulaştığımda yağmur biraz hafiflemiş olsa da devam ediyordu. Havada ağaçların ve çiçeklerin birbirine karışmış kokusu, kokuyu içinize çektiğinizde hissettiğiniz huzurlu bir dokunuş iyi ki gelmişim dedirtti bana. Park heykellerle dolu, ağaçlar, güller, gölette yüzen ördekler. Son gün havanın güneşli olmasını çok istedim. Bu güzellikleri bir de güneşli havada görmeli insan.

Dönüşte Oslo merkez istasyonundan atıştırmalık bir şeyler alıp otele döndüm. Ertesi gün erken kalkıp gezimizin esas keyifli rotasına başlayacaktık.

Oslo’ da Son Gün

OtelRüya gibi geçen 7 gün sonunda başladığımız noktaya geri döndük. 22:30 civarında Oslo’ ya vardığımız için hava kararmaya başlamıştı. Bu sefer “Comfort Hotel Xpress Central Station” otelinde kaldık. Otel merkez istasyondan çıkınca sol çaprazda yer alıyordu. Bu oteli ilk gün kaldığımız otele göre daha çok tavsiye ederim.

Oslo’ da son günümüzü verimli geçirmek için sabah yine erken kalktık. Sabah saatleri serin olsa da bizi güneşli bir gün karşıladığı için çok mutluydum. Eğer güneş biraz daha cömert davransa yazın kuzey ülkelerinde yaşamak çok keyifli olur. Günler o kadar uzun ki bir güne çok daha fazla şey sığdırabilir insan.

TramvayCheckout işlemi sonrası bavullarımızı otelde bırakıp Karl Johans Gate caddesinden başlayıp ilk gün gezdiğim yerleri anneme tanıtmaya başladım. Frogner Parka annemi yürütmek gerçekten işkence olurdu. O nedenle AkerBrygge’ den tramvay’ a binip parkın önünde indik. Bunun için makineden tüm gün geçerli kişi başı 90 kron ücretinde bilet aldık. Makinelerde kredi kartı kullanabiliyorsunuz. Bazı yerlerde bilet makineleri durakların yanında yer alırken bazı yerlerde 10-15 metrelik mesafelerde yer alabiliyor. Bilet otobüs, metro, bazı trenler ve feribot gibi tüm ulaşım araçlarında geçerli. Ruter isminde güzel bir sitesi de var, bulunduğunuz ve gitmek istediğiniz yerleri yazarak ulaşımı nasıl sağlayacağınızı kontrol edebilirsiniz.

Parkı gezdikten sonra Grünerlokka’ ya tramvay ile gidip kurulan açık hava pazarını dolaştık. İkinci el eşyaların satıldığı bu keyifli pazarda aklınıza gelebilecek birçok şey bulabilirsiniz. Semtte küçük, çok şirin kafeler de yer alıyor. Gezinizin bir bölümünü Grünerlokka’ da geçirmenizi öneririm.

Tekrar tramvay’ a binerek AkerBrygge’ ye geri dönüp sahilde güneşli havanın tadını çıkardık. Gitmeden Paradis Gelateria’ ya uğrayıp National Gallery‘ e gitmeyi planlamıştık ancak Astrup Fearnley Modern Sanat Müzesi‘ ne çok yakın olduğumuz için önce burayı dolaşmaya karar verdik.

MuzeGüneşli bir havada terasında oturmanızı öneririm. Burada biraz fazla vakit harcayınca National Gallery’ e vakit yeter mi emin olamayıp üzülerek otelimize dönmek zorunda kaldık. Bilginiz olsun pazar günleri National Gallery ücretsiz gezilebiliyor. Edvard Munch’ ün ünlü Çığlık (The Scream) tablosu da burada sergileniyor. Şu an yazarken bile içimin sızladığını hissediyorum. Eskiden gittiğim yerdeki müzelerin hepsini gezmek gibi bir alışkanlığım vardı. Son dönemlerde şehri gezmek benim için daha ön planda olsa da olmazsa olmaz müzeleri hala listemde tutuyorum. Müzeyi de bir sonraki Norveç gezimde görüp sizlere deneyimlerimi aktarırım umarım 🙂

Fotoğraf Galerisi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s