Bir Devrimin Hikayesi

Bugün uzun zamandır gitmeyi hayal ettiğim bir ülkeye doğru uzun bir yola çıkıyorum 🙂 Dondurucu soğukların yaşandığı şu kış günlerinde içimizi ısıtacak, renkleri ile bizi büyüleyecek bir yer burası: Kübaaa…

Kimilerine göre muhteşem güzelliklere sahip tropikal bir ada, kimilerine göre ise neşeli ve mutlu insanların, dansın, müziğin başkenti. Dünya’daki sayılı komünist ülkelerden biri olan Küba’yı bu kadar yüzeysel anlatmak hiç kuşkusuz ki yüzyıllar boyu bağımsızlığı için savaşmış ve boyun eğmemiş bir ülkeye yapılacak en büyük haksızlıklardan biri olur.

Küba ile ilgili seyahat yazılarını okurken bu ülkeyi bozulmadan görün, düzen değişmeden gidin gibi önerilere mutlaka denk gelmişsinizdir. Nedir bahsettikleri bu düzen, gerçekten bozulacak mı, halk dışarıdan görüldüğü kadar mutlu mu, gerçekten herkes aynı maaşı mı alıyor, sağlık hizmetleri ve eğitim gerçekten ücretsiz mi, Küba nasıl bu şekilde yönetiliyor, Fidel Castro Küba için ne gibi mücadeleler verdi, Che nasıl Küba ve tüm Dünya için önemli bir devrimci oldu gibi bir dolu soru vardı kafamda. Şu ana kadar okuduğum yazıların, izlediklerim ile edindiğim bilgilerin bazı noktalarda yetersiz kaldığını hissettiğim için gitmeden önce bu ülkeyi detaylıca araştırmaya ve Küba’yı gerçekten anlamaya karar verdim.

foto

Konuyla ilgili kitaplar araştırıp izleyebileceğim belgeselleri belirlerken bir dolu araştırma ve blog yazısı okudum ve yola çıkmadan önce bu yazıyı yazmaya karar verdim. Bu yazıyı yazarken Yaşar Şahin Anıl’ın “Che Guevara” ve Ignacio Ramonet’in “Fidel Castro” kitapları ile 8 bölümden oluşan “The Cuba Libre Story” belgeselinden faydalandığımı belirtmem gerekir.  Bu yazının Küba’ya gitmek isteyenlere hem bilgi vereceğini hem de Küba’yı daha iyi anlamalarını sağlayacağını düşünüyorum. Bu yazıyı sadece yaptığım araştırmaları ve öğrendiğim bilgileri paylaştığım bir araştırma yazısı ya da  Küba’nın Hikayesi gözüyle okumanızı istiyorum. Döndükten sonra kendi deneyimlerimi ve yorumlarımı paylaşacağım benim gözümle Küba’yı anlatan yazılar paylaşmayı da istiyorum tabi.

Bir küçük tavsiye de bu yazıyı devrimin ünlü şarkısı “Hasta Siempre” eşliğinde okumanız 🙂 Şarkının çok versiyonu var, ben en çok Siembra’yı beğendim. Spotify’da bulabilirsiniz.

Küba’nın Keşfi ve Kölelik İle Tanışması

Karayipler’in en büyük adası Küba’da insan yaşamına dair izler günümüzden 4000 yıl öncesine dayanacak kadar eski. 1492 yılında Küba’nın ufkunda 3 gemi belirir. Yeni Dünya’yı keşfetmek için yola çıkan bu gemiler İspanyollara aitti ve liderlerinin ismi Kristof Kolomb’du. Yerli halk tarafından son derece misafirperver bir şekilde karşılanan Kristof Kolomb ve askerler Barselona’ya dönerken Kızılderili Küba yerlilerini de yanlarında götürürler. İspanya kral ve kraliçesinin desteğini alarak Küba ve çevredeki adaların fethi için tekrar denizlere açılır Kristof Kolomb. Her ne kadar Yeni Dünya adını verdikleri bu yerlerde kölelik olmayacağı söylense de durum belirtildiği gibi olmaz. İspanyol askerlerinin saldırıları sonucu savaşçı olmayan yerli halk çok fazla direnemez ve savaş sırasında bir kısmı ölür. Ayrıca İspanyolların getirdiği suçiçeği, kızamık gibi hastalıklar da birçok ölüme yol açar. Savaş ve hastalıklar yüzünden o kadar çok ölüm olur ki birkaç yıl içinde Kübalı halkın %90’ı ölmüştür.

14246711202110108060f512626ab241f
Fotoğraf tripline.net’ten alınmıştır.

Yeni Dünya için Küba sadece iyi bir limandı. İspanyollar İnka ve Aztek uygarlıklarını da yok ederek Güney Amerika’da önemli bir hakimiyet kurmuşlardı. Buralardan elde ettikleri hazineleri İspanya’ya götürürken Havana’ya da uğruyor, bölgede yaygın olarak yetiştirilen tütünü de ekleyerek yollarına devam ediyorlardı. Tütün yetiştirip içen ilk ulus Kübalılar olarak biliniyor. Karayip yerlilerinin çoğunun ölmesi nedeniyle İspanyollar yeni köle arayışına girmişlerdi. Çözümü de Afrika’da buldular ve gemilere doldurdukları 12,5 milyon Afrikalı’yı Güney Amerika topraklarına sürüklediler. Yolculuk sırasında 1,5 milyon Afrikalı öldü. Bu kölelerin 2 milyonunun Küba’ya getirildiği tahmin ediliyor.

Köleliğe Başkaldırı

Kölelikle tanışan Yeni Dünya’da 17. yüzyılın sonlarına doğru isyanlar baş gösterir. Köleler bağımsızlıkları için efendilerine karşı ayaklanıp savaşmaya başlar. Bu isyanlar sırasında Haiti’de şeker kamışı tarlaları yakıldığı için şeker endüstrisi yok olur. Bu durum Küba için iyi bir fırsattı. Küba’da da şeker kamışı tarlaları bulunuyordu ve Haiti’den dolayı açılan pazarda üretimde daha fazla söz sahibi olabilirlerdi. Bunun için işçiye ihtiyaç vardı ve bu da yeni köleler demekti. Oysa kölelik düzeni sarsılmaya başlamıştı ve her yerden bu ayaklanmalar destekleniyordu. Küba’nın bugünkü nüfusuna bakıldığında %60’ının Afrikalı kölelerden geldiği görülüyor. Eğer o dönem bunlar yaşanmasaydı bugünkü Afro-Küban kültürü hiç oluşmayabilirdi. Küba’da köleliğin daha uzun sürmesindeki en büyük neden, şeker kamışı tarlalarında çalışacak işçilere duyulan ihtiyaç olmuştur. Çiftliklerin genişlemesi ile beyaz göçmenler zenginleşirken kırsal bölgedeki halk daha da fakirleşiyordu. Bu durum Küba’da da yavaş yavaş başkaldırıların başlamasına neden oldu.  Cespedes isminde beyaz bir yerli kölelerini serbest bırakarak onlarla birlikte bu isyana destek vermiştir. İsyanları bastırmaya çalışan İspanyolların kurşununa maruz kalarak ölen Cespedes sonrası asiler dağıldı ancak İspanyollar istemese de bazı reformlar yapmak zorunda kaldılar. Güney Amerika’da hakimiyetini kaybeden İspanyolların Küba’daki sömürgeciliği devam ediyordu. Savaşa katıldığını kanıtlayanların köleliği sona erse de ancak 1886’dan sonra kölelik tamamen kaldırıldı.

İspanyol Sömürgeliğinden ABD Sömürgeliğine

Savaş sırasında İspanyolların tutsağı olan ve sürgüne ABD’ye gönderilenlerin arasında şair ve yazar José  Marti de yer alıyordu. Miami’de sürgündeyken Kübalı’ları biraraya getirdi ve para toplayıp silah satın alarak gizlice Küba’ya yolladı. Amaçları Küba’yı İspanyol sömürgesi olmaktan kurtarıp bağımsızlığına kavuşturmaktı. 1895’de Doğu Küba’ya ulaşan savaşçılar arasında José Marti de bulunuyordu ve Küba’nın bağımsızlık mücadelesi sırasında hayatını kaybetti. Fidel Castro’ya göre Küba devrimi José Marti ile başlamıştı. Fidel Castro, Küba devrimi için mücadele verirken birçok yönden José Marti’yi örnek almıştır.

Ünlü şarkı “Guantanamera”yı birçoğunuz duymuşsunuzdur. José  Marti’nin Guantanamera şiiri böyle ünlü bir şarkıya dönüşmüş ve hala dinleniyor.

jose marti
Fotoğraf britannica.com’dan alınmıştır.

ABD, Küba’daki bu karışıklıklardan çok rahatsızdı ve bunu bahane ederek Küba’yı İspanyollar’dan almak istedi. İki ülke para konusunda anlaşamayınca, ABD yeni bir yol bulmaya çalıştı. Bu sefer Küba’ya bir savaş gemisi yolladı. Yolladığı bu savaş gemisinde meydana gelen patlama sonucunda 261 kişi öldü. ABD, hem patlama hem de patlamada ölen askerler nedeniyle çok kızgındı ve İspanya’yı sorumlu tutuyordu. Halk da bu duruma çok kızıyordu. 2 yıl boyunca olayın kızgınlığı yatışmayınca ABD, İspanya’ya savaş ilan etti. 1898’de İspanya ordusu ABD karşısında daha fazla dayanamayıp denizden kaçmaya başladı. ABD, 2 saat içinde bütün İspanya filosunu yok etmişti. Savaş da bu şekilde sona ermiş oldu. 1898’de İspanyol bayrağı indirildi ve yerine ABD bayrağı dikildi. Küba için artık yeni bir dönem başlıyordu.

Küba, başlarda ABD’yi kurtarıcı olarak görüyordu ve İspanyollar’ın savaşı kaybetmesi büyük bir sevinçle karşılandı. Tabi bu sevinç uzun sürmedi çünkü İspanya’nın yerini kısa bir sürede ABD almıştı. Küba toprakları hala ABD askerleri tarafından işgal altındaydı. Roosevelt, Küba’nın bağımsızlığı için söz verse de, ülkeden askerlerini çekmek için Platt Anlaşması’nı öne sürer. Buna göre ABD gerektiğinde Küba’yı işgal edebilecek yetkileri ele geçirmek istemekteydi. Anlaşma kabul edilmezse de askerler geri çekilmeyecekti. Mecburen Platt Anlaşması kabul edildi. Artık ABD istediği zaman Küba’ya baskın düzenleyebilecekti. Hatta Küba’nın ilk başkanı Estrada’nın istifası sonrasında çıkan isyanlar ABD tarafından bastırılmıştı.

ABD’nin Yönetiminde Küba

ABD şirketleri Küba’nın ekonomisini ele geçirmişti. Halk yine tarlalarda çalışıyor, Amerikan şirketleri de kasalarını dolduruyordu. Küba şeker üretiminde ilk sıralarda yer alıyordu ve en iyi müşterisi ABD idi. Eczacılık ve kimya alanında da şekere ihtiyaç olduğu için üretilen şeker ABD’nin 1 aylık ihtiyacını bile karşılamıyordu. Küba’daki erkeklerin çoğunun savaş sırasında hayatını kaybetmiş olması ve iş gücü açığı nedeniyle Çin ve Haiti başta olmak üzere birçok yerden işçiler Küba’ya çalışmak için gelmeye başladı. İspanya’da da savaş sonrası birçok kişi askerden dönmüş ve işsiz kalmıştı. Küba’daki işçi açığı nedeniyle bir süre önce Küba için savaşan askerler şimdi Küba topraklarında işçi olmak için tekrar ülkeye geri dönüyordu. Bu işçilerden biri de Angel Castro idi.

Bir Devrimci Doğuyor

Angel Castro, Küba’nın doğusuna yerleşerek Amerikan firması United Fruit’ta çalışmaya başladı. Bir süre sonra şeker kamışı tarlası sahibi oldu. Giderek işini büyüttü ve 1910’da 300’e yakın çalışanı olan varlıklı bir toprak sahibiydi.

lina-ruz-y-angel-castro
Fotoğraf walterlippmann.com’dan alınmıştır.

Maria isminde bir öğretmenle evlendi ve 4 çocuğu oldu. Karısından okuma yazma öğrendi. Bir süre sonra Angel Castro’nun yanında çalışan aşçıları Lina ile ilişkisi başladı. O dönemlerde bu tip bir ilişki hiç hoş karşılanmadığı için karısından ayrılamazdı. Üstelik Lina ve Angel’in bu yasak ilişkiden çocukları da olmuştu. Küba’nın devrimci kahramanları Fidel ve Raul de bu yasak ilişkiden dünyaya gelmişlerdi.

Machado ile Küba’da Yeni Bir Dönem

imachao001p1
Fotoğraf britannica.com’dan alınmıştır.

Machado, 1924 yılında Küba’nın başına gelerek  Havana’dan başlayıp ülkenin doğusuna kadar uzanan yollar yaptı. Eğitimin yaygınlaşması için okullar, Havana’da yeni birçok bina yaptı. Yapılan bu çalışmalar ve iyiye giden ekonomi nedeniyle halk Machado’yu çok seviyordu. Bütün bu işler için kullanılan para Amerikan bankalarından geliyordu. 1929’da ABD borsası çökünce Küba ekonomisi bu durumdan çok kötü etkilendi. Bir süre sonra ülkede protestolar ve huzursuzluklar başlayınca Machado giderek bir diktatöre dönüşmeye başladı. Tam bu dönemde yaşanan bir kasırga da Küba’yı yıkıp geçti. Machado bu durumu fırsat bilip evlerini kaybeden halkı ziyaret ederek durumu düzeltmeye çalışsa da artık halk kendisine güvenmiyordu. Bir süre sonra ABD bankaları da paralarını geri istemeye başladı. Machado bütçe kesintilerine gitmek ve birçok memuru işten çıkarmak zorunda kaldı. Protestolar arttıkça halkı bastırmak için polis güçlerini kullanmaktan çekinmedi. Küba artık bir diktatör tarafından yönetilen polis devleti olmuştu.

Diktatör Machado’nun Devrilmesi ve Batista Yönetimi

Çavuş olan Batista fakir bir aileden geliyordu ve yönetime karşı olanlardan biriydi. Askerler içinde kendisi gibi yönetime başka karşı olanlar da vardı. Havana Üniversite’sinde profesör olan Grau da Machado’ya karşı ayaklanan öğrenciler arasındaydı. Machado hem ülke içinde hem de ABD tarafından istifaya zorlanıyordu.

1933’de Batista kendisi gibi düşünen askerleri etrafına toplayıp yaptığı konuşma ile ayaklanmalarını sağladı. Machado yanlısı askerler Hotel Nacional’e sığınıp ABD’den ayaklanmayı bastırmalarını istedi. 2 gün süren çatışmalar sonunda Batista galip geldi ve Machado devri resmen sona ermiş oldu.

Batista, Grau ile birlikte Küba’yı parlak bir geleceğe taşımak istiyordu ve birlikte reform programı başlattılar.  Batista, Machado sonrası halk tarafından büyük bir coşku ile desteklendi. ABD bu reformlardan rahatsızlık duyarak Batista’ya yolladığı ültimatom ile reformları geri çekmesini istedi. Machado’ya karşı ayaklanan ve ülkesini parlak bir geleceğe taşımak isteyen çavuş Batista, artık taraf değiştirmiş ve ABD’nin piyonu olmuştu.

Önce Grau’nun istifa etmesini sağladı ve sonra reformları geri çekti. Batista artık Küba’yı resmen kontrol ediyordu, ABD’de de Batista’yı. Batista kısa bir sürede ABD’nin güvenini kazandı. Küba halkının da güvenini kazanmak için bazı reformları gerçekleştirdi. Kadın hakları, çalışma süresinin 8 saate indirilmesi gibi düzenlemeler halk tarafından memnuniyet ile karşılanmıştı. Batista hem içeride hem de dışarıda tıpkı Machado gibi sevilen birine dönüşmüştü.

batista
Fotoğraf britannica.com’dan alınmıştır.

Elbette bu durum çok uzun sürmedi. Ülke, kısa bir süre sonra ABD’nin arka bahçesine dönüşmüş, fuhuş artmış, açılan kumarhanelerle ülke hızla bir batağa sürüklenmişti. ABD’de içki yasağının olduğu dönemde Küba, Amerikalılar için cennete dönüşmüştü. Büyük oteller açılmaya başlamış, eğlence ve lüks yaşam Havana’nın her yerinde artmıştı. Halk yine fakirdi. Özellikle Küba’nın doğusunda bu çok daha fazla hissediliyordu. Batista’nın saltanatı giderek sallanmaya başlamıştı çünkü hukuk öğrencisi Fidel Castro’nun devrimci ruhu doğuyordu.

Ernesto Guevara

Ernesto Guevara, 19 Haziran 1928’de Arjantin’de doğdu. Babası İrlanda’dan  Arjantin’e göç edip servet kazanmış ancak bir süre sonra servetini kaybetmişti. Annesi de soylu bir İspanyol aileye mensuptu ve zengin bir mirasa konmuştu.

Ernesto, çocukken annesinin kendisini yat kulübünde yüzmeye götürmesi sonrası üşütmüş ve hastalanmıştı. Kısa bir süre sonra hayatı boyunca yakasını bırakmayacak bir hastalığa dönüşen astıma yakalanmıştı. Oldukca çalışkan ve başarılı bir çocuktu. Astım nedeniyle 8 yaşına kadar okula gitmeyip evde annesi tarafından eğitim gördü. Ailesi oldukça varlıklıydı ancak sahip oldukları tersane iflasın eşiğine gelmişti. Kötü giden duruma bir de yangın felaketi eklenince varlıklarının büyük bir kısmını kaybettiler.

che_early6
Fotoğraf sites.google.com’dan alınmıştır.

Babası annesini sürekli aldatıyordu. Annesi ise evde davetler verip partiler düzenliyordu. Ernesto gençlik döneminde kendini kitaplara verdi Sürekli okuyor, araştırıyordu hatta evde davetliler olduğu zaman kendisi banyoya kapatıp okumaya devam ediyordu. Ekonomik durumları daha da bozulunca ailesi Buenos Aires’e dönüp babaannesinin yanında kalmaya başladılar. Bir süre sonra babaannesi rahatsızlanınca Ernesto da yanlarına geldi ve ölene kadar yanında kaldı. Babaannesinin hayatını kaybetmesi Ernesto’yu derinden sarsmıştı. Hem astımla mücadele etmesi hem de babaannesinin ölümü, doktor olmaya karar vermesinde etkili olmuştu. Buenos Aires Tıp Fakültesi’ne yazıldığı yıl askere de çağrılmıştı ancak astım hastası olması nedeniyle çürüğe çıkarıldı. Böylece okuluna ara vermek zorunda kalmayacaktı.

Ernesto Guevara yeni yerler keşfetmeyi çok seviyordu. Özellikle üniversite yıllarında yokluğa rağmen tüm Arjantin’i, sonrasında ise Latin Amerika’yı gezmeye başladı. Gezerken zengin ve fakir arasındaki uçurumları daha net farketmeye başlamıştı.

Meksika’ya gittiği dönemde Raul Castro ile tanışması hayatında bir dönüm noktası olmuştu.

Fidel Castro ile Ernesto Guevara’nın Tanışması ve Che’nin Doğuşu

Batista yönetimine karşı Küba’da ayaklanmalar devam etmekteydi. Fidel Castro ve devrimci arkadaşlarının 26 Temmuz 1953’te Moncada Kışlası’na düzenledikleri saldırı tam bir başarısızlıkla sonuçlandı. Batista askerleri birçok devrimciyi tutuklamıştı. Tutuklular arasında Fidel ve Raul Castro kardeşler de bulunuyordu. Fidel Castro ünlü sözü “Beni mahkûm edin, fark etmez. Çünkü tarih beni aklayacaktır”ı da bu tutuklanma sonucunda çıktığı mahkemede paylaşmıştı.

Fidel Castro aynı zamanda Batista yönetiminde çalışan devlet adamlarından birinin kızıyla evliydi ve bir oğulları vardı. Fidel Castro’nun kayınpederi Batista’dan Fidel Castro’yu öldürmemeye çalışmasını rica etmişti. Belki bu ricadan belki de Batista’nın halka şirin gözükme sevdasından dolayı, Batista anneler gününde af çıkarmış ve devrimcileri serbest bırakmıştı. Fidel Castro’nun serbest kalışı halk tarafından büyük bir coşkuyla karşılanmıştı. Şimdi devrim için daha etkili çalışmaları gerekiyordu.

Meksika geçirdiği devrim sonrasında sağlanan huzur ve güvenlik nedeniyle Latin Amerika’da gidebilecekleri en doğru adresti. Raul Castro, Meksika’ya gitti ve bir toplantıda ortak arkadaşları vasıtası ile Ernesto Guevara ile tanıştı. Fidel Castro ise ABD’ye gidip orada yaşan Kübalıları devrime destek olmaları için para yardımında bulunmaya ikna etti. Topladığı paralar ile değerinin çok altında bir fiyata Granma yatını alıp diğer devrimcilerin yanına Meksika’ya gitti.

che
Fotoğraf bolgegundem.com’dan alınmıştır.

Meksika’daki devrimcilerle bir araya geldiğinde içlerinde Arjantinli doktor Ernesto da bulunuyordu. Ernesto tanıştığı arkadaşlarına Arjantin dilinde “Hey sen!”, “Arkadaş”, “Dostum” anlamına gelen “Che” şeklinde sesleniyordu. Bu nedenle bir süre sonra Ernesto’ya Che adını taktılar ve Che Guevara da Küba devrimcilerine katılmış oldu.

Adım Adım Devrime Doğru

Meksika’da bir araya gelen devrimciler Granma yatı ile Küba’nın doğusuna çıkacak, onları bekleyen bir grup devrimci ile birleşip Batista askerlerine saldırarak yönetimi ele geçireceklerdi. Granma yatı çok eski ve küçüktü. Kapasitesinin çok üzerinde yolcu ve yük ile yola çıkmıştı. Okyanusta yakalandıkları fırtına da onları kötü etkiledi ve Küba’ya 2 gün gecikmeli olarak belirlenen noktadan farklı bir kıyıya ulaştılar. Tabi ulaştıklarında onları devrimci grup yerine geleceklerini haber almış Batista askerleri bekliyordu ve üzerlerine ateş açmakta gecikmediler. Granma yatındaki grup günlerce aç kalmış ve çok güçsüz düşmüştü. Aralarından bir grup, Batista askerlerinin saldırısından korkup dağıldı. Geri kalanlar ise zorlukla ilerliyor ve kendilerini savunmaya çalışıyorlardı. Tabi bir kısmı bu mücadele sırasında hayatını kaybetti. Fidel, Raul ve Che kurtulanlar arasındaydı ve Sierra Maestra dağlarına sığındılar.

Batista askerlerinin devrimci grupları dağıtması Dünya’da büyük yankıya neden oldu. Batista bunu fırsat bilip Fidel’in öldüğünü bile paylaştı. Oysa Fidel ve arkadaşları çok daha büyük planlarla Batista’nın sonunu getirecekti. Tabi bu çok kolay olmadı. Çok güçsüzdüler, sayıları çok azdı, silah sıkıntıları vardı ve bölgeyi tanımıyorlardı. Yine de hiç ümitsizliğe kapılmadılar. Yerli halkı kendi aralarına katmak ve onları eğitmek için büyük mücadele verdiler. Zaman içinde ufak baskınlar düzenleyip silahlandılar. Bu süreçte Fidel Castro’nun ölmediği ve büyük bir saldırı hazırlığı içinde olduğu bizzat Fidel’in New York Times’da çalışan bir gazateciye verdiği röportaj ile ortaya çıktı. ABD bu durumu çok önemsememişti, sonuçta Batista’ya güveniyordu ve bu sorun, onlar için ufak bir ayaklanmadan öte bir durum değildi.

3596333109_2700be87db_o
Fotoğraf nytimes.com’dan alınmıştır.
castro new york times hayatta_4
Fotoğraf nytimes.com’dan alınmıştır.

ABD’nin önemsemediği bu devrimci grup, kısa bir sürede düzenlediği saldırılarla birçok yeri ele geçirmeye başlardı. Bu olay üzerine ABD’nin Batisya’ya güveni sarsılınca kendisine silah yardımını kesti. Batista, ordusu ile Sierra Maestra bölgesine operasyon düzenledi ancak askerler bölgeye yabancıydı. Bu durum hiç kuşkusuz devrimcilerin en büyük avantajıydı. Fidel Castro ve ordusu yıllar içinde Sierra Maestra bölgesini çok iyi öğrenmişlerdi. Askerleri giderek daha da dar bir çembere kıstırıp kısa bir sürede etraflarını kuşatmayı başardılar. Kısa bir süre sonra Batista askerleri teslim oldu.

Bu yenilgi sonrasında Batista sonunun geldiğini artık biliyordu ve çevresindeki adamları ve yüklü miktarda bir parayla Küba’yı terk etti.

Bu arada Che ve Camilo yönetimindeki grup Santa Clara’yı ele geçirip Havana’ya doğru ilerlemeye başlamıştı. 1 Ocak 1959, Batista’nın devrilişi ve Küba devriminin zaferle sonuçlandığı gündür. Fidel Castro 2 Ocak’ta Santiago’daki konuşması sonrası 8 Ocak’ta Havana’ya ulaşır ve Santiago’nun kısa başkentliğinden sonra Havana’yı tekrar Küba’nın başkenti ilan eder. Devrim meydanında 400.000 kişinin önünde coşkulu bir konuşma yapar. 7 Ocak’ta ABD, daha Fidel Castro Havana’ya ulaşmadan yeni kurulan devleti resmen tanıdığını ilan etmiştir. Artık Küba devrimi gerçekleşmiş ve yıllardır özlemini duyduğu bağımsızlığına kavuşmuştur. Bundan sonra ne olursa olsun boyun eğmemeye, dizlerinin üzerine çökmemeye kararlıdır.

19590101-cuban-revolution-castro-437-320-cubatl
Fotoğraf cfr.org’den alınmıştır.

Devrim Sonrası

Batista yönetiminin devrilmesi sonrası, Batista yanlısı olanlar ve Amerikalılar ülkeyi terk etmeye başladılar. Fidel Castro’nun eşi ve çocuğu da ülkeyi terk edenler arasındaydı. Fidel Castro devletin önemli kademelerindeki kişilere başta dokunmasa da sonrasında bu kişileri görevden alıp yerine Raul ve Che gibi komünist düşünceli kişileri ve kendi adamlarını getirmiş, bu durum da birçok kişi tarafından endişe ile karşılanmıştı. Devrimin gölgedeki isimlerinden Camilo Cienfuegos da Fidel Castro’nun izlediği politikadan rahatsız olmaya başlamıştı ve kendisi gibi bazı devrimciler de Küba’nın komünist bir ülke olmasını istemiyordu.

Batista rejimi yanlısı kişiler yakalanıyor ve halka açık mahkemelerde devrimciler tarafından yargılanarak çoğunlukla infaz ediliyordu. Kısa bir süre sonra devrimci grup içinde de fikir ayrılıkları oluştu ve bir grup Fidel Castro’nun bu yaptıklarına karşı çıkmaya başladı. Fidel’e karşı çıkanlar da Fidel’in katı tutumundan nasibini alıyordu. Çok sayıdaki tutuklama ve infazlar hem grup içinde hem de halk arasında endişe ve korkuya neden olmaya başlamıştı. Bir süre sonra kanlı infazların yerini idam cezaları almaya başladı. Devrimin ilk birkaç ayı çok fazla ölüme sahne olmuştu.

16 Şubat 1959’da Fidel Castro kendini Küba’nın başbakanı ilan etti ve birçok reform programına başladı. Öncelikli olarak ülkedeki Amerikan şirketlerini kamulaştırdı. Arsaları Kübalı çiftçilere pay ederek dağıttı. Amerikan firmaları bir gecede çok büyük paralar kaybetmişti. Tabi bu gelişmelerden hiç memnun kalmayan Amerika durumu protesto etmekte gecikmedi. Aynı şekilde Küba’da yaşayan birçok kişi de Fidel Castro’nun bu reformlarından rahatsızdı ve adayı terk etmeye başlamıştı.

Fidel Castro Nisan ayında ABD’ye bir ziyaret düzenledi. Burada komünist olmadıklarını ve Küba’nın da komünist bir devlet olmayacağını vurgulayan bir konuşma yaptı. Dönemin ABD başkanı Eisenhower, Fidel Castro’ya güven duymuyordu ve kendisi ile görüşmek yerine başkan yardımcısı Nixon’u gönderip Castro’nun hedeflerini, planlarını anlaması için görevlendirdi.

220px-camilo_cienfuegos
Fotoğraf wikipedia.org’den alınmıştır.

Halk arasında ise Fidel Castro’nun sert yaklaşımları karşısında Camilo oldukça sevilmeye başlamıştı. Hatta Fidel Castro’nun konuşmalarından birinde halk Camilo’yu alkışlayıp biraz da Camilo konuşsun istemişti. Camilo, Fidel Castro’nun düşüncelerine kısmen karşı olsa da kendisine karşı çıkmamıştı. 26 Temmuz Hareketi komutanlarından Huber Matos ile de yakındı. Ancak Huber Matos, Fidel Castro’ya karşı çıkıyordu. Bunun üzerine Fidel Castro, Camilo’yu Matos’u tutuklaması için Ekim 1959’da görevlendirdi. Bu aynı zamanda Camilo için bir sınama olacaktı. Camilo, istemese de Matos’un tutuklanmasını sağladı ve Havana’ya dönerken uçağı ilginç bir şekilde kayboldu. Sonrasında yapılan aramalara rağmen ne uçakla ilgili bir iz ne de kendi cesedi bulundu. Birçok kişi bu ölümü Fidel Castro’nun gerçekleştirdiğini düşünüyordu. Fidel Castro, Camilo’yu çok seviyordu ve ölümü kendisinde de büyük üzüntü yarattı. Gerçekten bu olayda parmağı var mıydı hala bilinmiyor.

SSCB İle Yakınlaşmalar

Bu olaylar olurken ülkede ekonomik olarak sıkıntılar tekrar ortaya çıktı. Bunun en büyük nedeni ABD’nin ticari desteği kesmesi olmuştu. Fidel Castro da kendisine yeni bir ticari dost bulmaya çalışıyordu. Bu amaçla SSCB ile yakınlaşmalar başladı ve anlaşmalar imzalandı. Bu durum ABD’yi son derece endişelendiren gelişmelerdi.

Fidel Castro ülkeyi korumak için ordusunu oluşturuyordu. ABD’nin Batista döneminde uyguladığı silah ambargosu devam etmekteydi. Küba da Dünya pazarında yeni arayışlara girmişti. 1960 yılının Mart ayında silah taşıyan Belçika gemisi Havana limanına yanaştı. Gelen malzemeler taşınırken bir patlama meydana geldi ve olay sonunda birçok insan öldü. Fidel Castro bu olayın ABD’nin bir oyunu olduğunu paylaştı. Tabi bu durum ABD hükümeti için bardağı taşıran son damla oldu ve hükümeti çok kızdırdı.

ABD ile Gerilim ve Domuzlar Körfezi Çıkarması

ABD Başkanı Eisenhower, CIA’i Castro hükümetini düşürmesi için gizlice görevlendirmişti. CIA’e 13 milyon dolar bütçe ve Küba’da Castro rejimi yüzünden işleri bozulup mağdur olan mafya ile birlik olma yetkisi verdi  CIA tarafından desteklenen ve Guatemala’da eğitilen militanlar, Fidel Castro’nun ordusuna saldıracaktı. Ağır silahlı Tugay 2506 Küba’ya Guatemala üssünden saldıracak ve burada militanlar ile birleşip barikat oluşturarak yardım isteyecekti. ABD’de de Küba’daki bu duruma yardım etmek için araya girecek ve böylece Küba işgal edilmiş olacaktı. Herkes bu planın yürüyeceği konusunda hem fikir kalsa da Nixon’un hesap etmediği bir durum vardı: Seçimleri kaybetmek.

Seçimleri kazanacağına kesin gözüyle baktığı için diğer aday Kennedy’e bu plandan hiç bahsetmemişti. Seçim Nixon’u şaşırtan bir sürpriz ile sonuçlandı ve Kennedy başkan seçildi. Nixon da bunun üzerine plandan bahsetmek zorunda kaldı.

Kennedy, her ne kadar Amerika’nın Küba’ya müdahalesinin mümkün olmadığını söylemiş olsa da CIA militanları planı çoktan yürürlüğe koymuştu. Kennedy en sonunda planı 2 şartla onayladı. Hedef Trinidad kasabası yerine Domuzlar Koyu adında bir sahil olacaktı ve ABD havadan desteği azaltacaktı. 15 Nisan’da sekiz bombardıman uçağı Küba’ya doğru havalandı. Birçok uçak yok edildi. Yerel devrimci birliklerle girilen çatışmada Castro da bizzat yer almış ve bu olaya destek veren en ufak bir şüphelinin bile tutuklanmasını emretmişti.

17 Nisan’da 3 gemi Domuzlar Koyu’na yaklaştı. Gemilerde ağır silahlı Kübalı sürgünler bulunuyordu. Fidel Castro savaşın komutasını devraldı. Kübalı sürgünler sahili ele geçirmişti ve zafere yaklaşıyorlardı. Castro’nun tankları sahile ulaştığında Kübalı sürgünlerin sadece silahları vardı ve karşı koyamadıkları için savaş Küba lehine sona erdi.

Castro’nun bu zaferi, tüm Latin Amerika’da gücün sembolü haline gelmişti. Castro 1 Mayıs 1961’de yani Domuzlar Çıkarması zaferinden 2 hafta sonra kazanılan zaferin kutlanması için Havana’da yapılan büyük gösteride Küba’yı ve kendisini sosyalist olarak herkese duyurdu. Kennedy için bu olay büyük bir başarısızlıktı ve bu yenilgiyi kabul etmekte zorlanıyordu. Kısa bir süre sonra yeni bir saldırı için planlar yapmaya başladı. Castro da Küba’yı ilerideki ABD saldırılarından korumak amacıyla SSCB ile daha da yakınlaştı. ABD’nin korktuğu artık gerçekleşmişti.

Fidel Castro’ya Suikastlar

Domuzlar Körfezi’ndeki başarısızlık sonrasında CIA’in planları değişmişti. Fidel Castro’ya suikast düzenleyerek onu ortadan kaldırmayı hedeflemişlerdi. Bunun için Amerikan mafyasından Fidel Castro’ya kin besleyen birçok kişiyi buna dahil ettiler. Mafyadan görüştükleri kişiler CIA’den parayı alsa Fidel Castro’yu öldürmeye çalışmadılar.

ABD, Fidel Castro’yu ortadan kaldırmak istese de bir dünya savaşı çıkarmak istemiyordu. CIA bunun üzerine Fidel Castro’yu zehirleme planları yapmaya başladı. Ara ara görüştüğü sevgilisi Marita Lorenz’i bunun için kullansa da Marita, Fidel’e aşıktı ve bu plan da başarısızlık ile sonuçlandı.

Küba istibaratı çok iyi çalışıyordu ve her habere ulaşabiliyordu. CIA’in tüm girişimleri başarısızlıkla sonuçlanıyordu. Fidel, Kennedy’nin kendisini öldürmek istediğini çok iyi biliyordu. Bu başarısızlıklar sonucunda ABD Küba’ya ekonomik olarak baskı yapmaya karar verdi ve Küba’ya uyguladığı ambargoyu sıkılaştırdı.

Ambargo Sonrası SSCB ile İlişkiler ve Nükleer Füze Krizi

Che, Khrushchev ile görüşmek için Moskova’ya gittikten sonra Sovyetler Birliği, nükleer füzelerini Küba’ya konuşlandırmak istedi. Zaten ABD’nin de Türkiye’ye yerleştirdiği füzeler vardı. Bu plan büyük bir gizlilik ile başlatıldı. Mayıs 1962’de SSCB yük gemileri Karadeniz ve Akdeniz’i geçerek Küba’ya ulaşmıştı. SSCB gemilerindeki askerlere operasyondan bahsedilmemiş ve Sibirya’ya gidecekleri söylenmişti. O nedenle askerler kalın kıyafetler, botlar ile Küba’ya vardılar. ABD uçakları durumu anlayabilmek için gemilerin üzerinden alçaktan uçuşlar gerçekleştiriyor ancak şüpheli bir durum yakalayamıyordu.

1962’nin Eylül ayında füzelerin yerleştirilmesi ve aktif hale getirilmesi tamamlanmıştı. Kennedy’nin ise durumdan haberi yoktu. ABD, havadan yaptığı keşif turları sırasında nükleer füzeleri fark etti ve Küba’yı kelimenin tam anlamıyla karantinaya alarak Küba üzerinden gelen her gemiyi kontrol etmeye başladı. Castro, füzelerin tedbir amaçlı olduğunu savunsa da ABD böyle bir hareketin kesinlikle saldırgan bir amaç taşıdığında ısrar ediyordu. Dünya nükleer savaşın eşiğine gelmişti ve büyük bir kriz yaşanmaktaydı. Kimse bu olayın nasıl sonuçlanacağı bilmemekle birlikte herkes sağduyu ile yaklaşıp krizin son bulması için var güçleri ile çalışmaya başlamıştı.

Kennedy televizyonda yaptığı bir konuşma ile Küba’ya kurulan nükleer füzelerden bahsetti. Bu haber Küba halkını oldukça şaşırtmıştı.  İpler iyice gerilmiş SSCB saldırı hazırlığına bile girişmişti. ABD’li ve SSCB’li diplomatlar krizi çözmek için yoğun bir şekilde çalışıyorlardı. Khrushchev, ABD’nin nükleer füzelerini Türkiye’den çıkarması ve Küba’yı istila etmemesi sözü karşılığında Sovyetlerin de Küba’dan nükleer füzeleri çıkarması teklifi yaptı ve Kennedy teklifi kabul etti. Fidel Castro kendisinden gizli yapılan bu görüşmeleri öğrendiğinde kendisinin dahil edilmemesi nedeniyle çok sinirlenmiş ve kendisini ihanete uğramış hissetmişti. Oyda Dünya büyük bir felaketin eşiğinden dönmüştü.

Khrushchev, bu olaydan sonra Fidel’e yüklü kredi ve silah sevkiyatı vaadi vererek kendisini ikna etti. Ayrıca kendisini Sovyetler Birliği’ne davet edip aralarındaki  gerilimi yumuşatmaya da çalıştı. Fidel Castro, ülkede gittiği her yerde büyük bir coşku ve sevgi gösterileri ile karşılanmıştı.

Che Guevara’nın Küba’dan Ayrılması ve Ölümü

Che, Küba’daki devrimde önemli bir rol oynamış ve devrim sonrası da başarı ile görevini yerine getirmişti. Ancak kendisi komünist görüşe sahipti ve Küba’daki devrimin tüm Latin Amerika ülkeleri için örnek teşkil edeceğini düşünmekteydi. Zamanla SSCB’nin komünist düzenine kıyasla Çin’deki komünizme karşı yakınlık duymaya başladı. Bununla birlikte Fidel Castro ile bazı fikir ayrılıkları başlamıştı.

Che, hem hayal ettiği devrimleri gerçekleştirmek hem de Fidel ile arasında oluşan problemler nedeniyle Küba’dan ayrılma kararı almıştı. Che ayrılırken Castro’ya bir mektup verdi ve uygun gördüğü zamanda açıklamasını istedi. 3 Ekim 1965’de Castro, Che Guevara’dan gelen bu mektubu halka açıkladı. Mektup, Küba devrimine olan bağlılıkları ve Castro ile yaptıkları başarılı çalışmalardan duygusal bir şekilde bahsediyor ve şu sözlerle bitiyordu:

“Her zaman zafere kadar! Ya özgür vatan, ya ölüm. Seni tüm ateşli devrimci yüreğimle kucaklarım! Che”

Che, önce Angola’ya gitmiş ve oradaki devrimci gruplarla bir araya gelmişti ancak Küba’daki devrimci ruh, bu gruplarda yoktu. Birkaç zafer kazansalar da çok etkili olmadı. Bu arada Che, astım krizleri yüzünden çok zorluk çekiyordu ve çok hastaydı. Castro, Küba’ya dönmesini istese de kendisi kabul etmedi ancak hastalığı giderek artınca kabul etmek zorunda kaldı. Küba’da bir süre saklandıktan sonra kılık değiştirerek Bolivya’ya geçti. Amacı tüm Latin Amerika’yı özgürleştirecek bir harekat başlatmaktı ancak 8 Ekim’de aç ve hasta olan Che ve grubu, bir ihbar üzerine yakalandı.

00xp-guevarahistory1-sub-articlelarge
Fotoğraf nytimes.com’dan alınmıştır.

Che, 9 Ekim 1967 günü Bolivya’lı bir asker tarafından öldürüldü ve tüm Dünya’ya çatışma sırasında öldüğü duyuruldu. Küba, Che’nin ölüm haberi üzerine 8 Ekim 1967 gününün “Kahraman Gerilla Günü” ilan edildiğini paylaştı. 18 Ekim 1967 gecesi Havana’daki Devrim Meydanı’nda 1 milyona yakın Küba’lı Kumandan Che’yi anmak için toplanmıştı.

Küba’da Ekonomi

Fidel Castro 1959’da gerçekleştirdiği devrimden sonra sosyalist olmuştu. Herkese eşit eğitim ve sağlık hizmeti sunmak istiyordu. Ülkenin dört yanında okullar ve hastaneler inşa edildi. 1970’lerin başında bu hizmetler ücretsiz olarak verilmeye başlanmıştı. Küba’nın ekonomisi Sovyetler birliğine bağımlıydı ve bu bağımlılık devletin her yerde olması anlamına geliyordu. En basitinden bir kafe işletmek, sandviç satmak gibi hizmet sektörleri bile devlet kontrolünde gerçekleşiyordu. Tüm özel girişimler 1968’den sonra yasaklandı.

Küba, borç aldığı kardeş ülkelere borcunu ödemek için şeker ihracatını arttırdı. Hatta 1969’da tüm Kübalı’lar şeker kamışı tarlalarında çalışmaya çağrıldı. Bunun bir sonucu olarak da Küba ekonomisi durma noktasına geldi ve toparlanması aylar aldı. SSCB bu süreçte Küba’nın borçlarını erteleme kararı aldı.

Küba’dan Göç

Birçok kişi Küba’dan ayrılmak istiyordu ve adada 1971’de geçici olarak yeniden açılan ABD diplomatik misyonuna başvuruyordu. Bazıları Küba’dan kaçmayı başardı. Küba’daki geçim sıkıntısı, seyahat özgürlüğündeki kısıtlamalar gibi nedenlerle özellikle gençler ülkeden ayrılmak istiyordu. 1980’de baskılar daha da artınca Kübalı’ların yasal yollarda adadan ayrılması yasaklandı.

1980’in Nisan ayında bir grup Kübalı otobüs ile Peru elçiliğinin parmaklıklarına çarpıp geçerek sığınma talebinde bulundu. Peru büyükelçiliği de sığınmacıları kabul etti. Castro da buna tepki olarak konsolosluktaki korumalarını çekti ve ülkeden gitmek isteyen herkesin gidebileceğini söyledi. Bu haberi alan ve ülkeyi terk etmek isteyen herkes konsolosluğa akın etmeye başladı. 1 gün içinde 10.000 kişinin başvurması Dünya’da büyük bir skandal olarak nitelendirilir.

Fidel Castro gitmek isteyen herkese kapılarının açık olduğunu söyleyerek bir meydan okuma başlattı. Birçok kişi Havana’nın batısındaki Mariel plajına giderek Key West’e ulaşıyordu. Hükümet bunun karşısında plan oluşturmakta gecikmedi. Castro, Küba hapishanelerinde, akıl hastanelerinde kimler varsa toplayıp Miami’ye gönderiyordu. Tabi bu kişiler Amerikan hapishanelerinde 15 yıl kadar yatmak zorunda kaldılar.

Sosyalizm’in Çöküşü ve Küba’ya Etkileri

Avrupa’da Berlin duvarının 1989’da yakılması ile sosyalizm çökmeye başladı. Fidel Castro nasıl devam edeceklerine yön vermek için Berlin Duvarı’nın yıkılması ardındaki kök nedenleri öğrenmeye çalıştı.

Gorbaçov, 1989’da SSCB cumhurbaşkanı olmuştu. 2 yıl görevde kalmasının ardından 1991’de SSCB de dağıldı. Bu olay Küba’nın ekonomisini derinden etkiledi.

Küba daha önce de olduğu gibi ekonomideki bu bozulmayı turizme yönelerek atlatmaya çalıştı. Adadaki plajlar yeniden düzenlenirken yeni oteller yapıldı ve bazıları da modernize edildi. Ülkede turizmin artması ile 1993’te Fidel Castro mini bir devrimi onayladı. Turistler için Amerikan doları ikinci yasal para birimi kabul edildi. Bu durum ABD’de yaşayan Kübalıların ailelerine para yardımında bulunabilmesini de avantajlı hale getirdi.

1994 yılında ilk kez Fidel’in yönetimindeki hükümete karşı ayaklanmalar oldu ve ülkeden gitmek isteyenlerin sayısı arttı. Ayaklanmalar bastırıldı ve ülkeden gitmek isteyenlerin yolu açıldı. Küba’nın ekonomisi krizin eşiğindeydi. Turizmden elde edilen gelirin çoğu orduya gidiyordu. Küba’nın bu dönemde casusluk faaliyetlerine giriştiği ve elde ettiği sırları sattığı söyleniyor. Kısa bir süre sonra Venezuela ile yakınlaşmalar başladı. Venezuela, Küba’ya petrol yardımında bulundu ve Küba da bu petrolü uluslararası pazarda satarak ekonomisini düzeltmeye çalıştı.

Castro Kardeşler ve Sonrası

download
Fotoğraf nydailynews.com’dan alınmıştır.

Ülkeye yarım yüzyıl liderlik etmiş olan Fidel Castro’nun sağlık durumu bozulmaya başlayınca işleri kardeşi Raul Castro’ya devretti. Raul Castro, 2008’de Küba devlet başkanı olarak görevi teslim aldı ve Fidel Castro’nun politikalarının çoğunu devam ettirdi. Kasım 2016’da hayatını kaybeden Fidel Castro sonrası Raul Castro da Nisan 2018 itibari ile devlet başkanlığını Miguel Diaz-Canel’e devretti.

 

880x495_cmsv2_697f64cf-0411-5722-aab5-e01cd2d6abe9-3132500
Fotoğraf euronews.com’dan alınmıştır.

Bundan sonraki en büyük soru “Küba değişecek mi?” Bazıları Raul Castro hayatta olduğu sürece kimse isyan etmeye cesaret edemez görüşünde. Bazıları ise 60 yıllık bir devrimin birkaç ayda yıkılamayacağı, uzun bir zamana ihtiyacı olduğunu düşünüyor. Devrimi yaşamış insanlar devrime sıkı sıkıya bağlı iken genç nesil Dünya’daki değişimi yakalamak istiyor. Küba’yı bundan sonra nasıl bir değişim bekliyor bilinmez ama bir değişim olsa bile 1990 yılında Küba’nın geleceği ile ilgili makale yazan bir Alman gazetecinin dediği gibi “Küba asla dizlerinin üstüne çökmeyecek.”

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.